Ben kumdum, denizin altında yatardım. Sonra bir istridye kabuğunun içine doldum, Kabuk beni işledi inci yaptı. Bir kabuğun içindeki inciden kimin haberi olur ki? Sen derinlere daldın çok derinlere… Bu kabuğu avuçlarına aldın sudan çıkardın. Sen kabuğun içinden inciyi çıkarıp adımı inci koyana kadar Ben kum tanesiydim.Senin avuçlarında inci oldum. Sevda oldum. Nolur beni yeniden rüzgarlara bırakma. Ben bir kum tanesiyim..yok olur giderim…
Herşey bitti artık dediğimiz zamanlar olmuştur; aşktan elimizi eteğimizi çektiğimiz,
her gün aynı gökyüzüne bakıp iç geçirdiğimiz dar vakitler yorgunuyuzdur mutlaka hayatımızın bir bölümünde.
Herşey birbirinin aynısıdır: Deniz bildiğimiz maviliktedir,
güneş artık ısıtmaz içimizi temmuz sıcağında bile. Hergün bildik yüzlere aynı selamlar verilir ve her sabah üşenmeden taktığımız maskelerle yeni bir güne daha başlarız. Yeniden, yeniden, yeniden...
Oysa hiçbir şey yeni değildir: hatta aksine hergün hayatımız bir parça daha eskimektedir. Heyecansız, dingin, suspus bir hayatın sürgününde geçmekteir artık günlerimiz ve içimizden kimseye ne şikayet etmek gelir ne de buralardan çekip gitmek...
El ele tutuşmuş her sevgili bir parça daha içimizi burkar, her ayrılık şarkısı içimizi bir kez daha kanatır... Biten aşkların hepsine bir türkü yakarız, artık geçmiş oldu hepsi diyerek...
Ve tam da herşeyden ümidi kesmişken çıkageliverirsin, özür dilerim geç kaldım dersin. Başlarsın anlatmaya kendini. Hiçbirşey ses vermez olur, zaman durur; ama sen akmaya başlarsın içime doğru bir çağlayan gibi...